Nüfus Çökmesi Çağı
Sedat Laçiner
Nüfus patlamasının çoktan sonuna geldik... Dünya nüfusu hala artıyor, ama artış çok yavaşladı, ve bu artış belli bölgelere sıkıştı… Küresel nüfus artışı şu anda Afrika ve Asya'da bazı ülkelerden kaynaklanıyor… Avrupa, Amerika, Kanada, Çin, Rusya, Japonya ve Kore Yarımadasında doğurganlık 2,1’in çok ama çok altında… Göç olmasa, bu ülkelerde nüfus azalıyor… Göçle nüfus azalmasını durdurmaya çalışan ülkelerde de hayat, köklerinden değişiyor. Ülkelerin görünümleri değişiyor bir kere… Ekonomiden siyasete tüm kurallar yeniden yazılıyor…
Küresel nüfus azalması çağı, düşündüğümüzden çok daha erken geldi… Şu anda içindeyiz ama bu daha ilk günler, süreç hızlandıkça hızlanıyor…
Nüfusun küçüldüğü, daha doğrusu çekildiği bir dünya, sorunlarımızı altüst edecek... Nüfusun azaldığı bir toplumun siyasi ve ekonomik öncelikleri, günümüzün önceliklerinden çok farklı olacak…
Nüfussuzlaşma, düşündüğümüzden daha hızlı ve daha erken başladı…
***
Birleşmiş Milletler, Dünya üzerindeki toplam insan sayısının bu yüzyılda zirveye ulaşması ve daha sonra düşüşe geçmesi olasılığını % 80 olarak öngörüyor; bu oran, 10 yıl önce % 30'du… Yani yaklaşık 50 yıl içinde dünya nüfusu net olarak aşağı doğru sert bir inişe geçecek. Artık dünya nüfusunu Nijerya, Nijer, Yemen, Afganistan gibi ülkelerdeki nüfus artışı da kurtaramayacak.
Bölgesel baktığımızda ise belli ülkelerde nüfus, zaten zirveye çoktan ulaştı ve aşağı doğru iniyor.
Almanya, Çin, Japonya, Güney Kore... Bu ülkelerde doğurganlık yerlerde... Güney Kore'nin bazı bölgelerinde kadın başına 1 çocuk bile düşmüyor, hatta 4 kadın başına ikame oranı olan 2,1 bebek bile doğmuyor... Çin'de nüfus belirgin ve keskin bir şekilde düşmeye başladı, bu düşüşün her yıl katlarak ilerlemesi bekleniyor. Çin, bu yüzyılın sonuna doğru nüfusunun yarıya yakınını kaybedebilir. Japonya ise daha şimdiden bastonlular ülkesine dönmeye başladı… Nüfus yaşlanıyor, arkadan gençler gelmiyor.
Nüfus çökmesi kuzey ülkelerinde çok belirgin… Yunanistan, Bulgaristan mesela, resmen eriyorlar... Tüm Balkanlar, Baltık ülkeleri, Rusya, hepsi bu halde... Sırada Brezilya ve Vietnam gibi daha güneydeki ülkeler var. Önümüzdeki 25 yıl içinde onlar da nüfus çökmesine girecekler... Türkiye de bu konuda parlak bir durumda değil. Kadın başına çocuk sayısı 1,4 civarında. Bu rakam 2,1'in çok altında ve aşağı doğru eğilim aratarak sürüyor. Çok yakında Güney Kore'nin olduğu yerde olabiliriz.
Peki sorun ne? Kadınlar neden durup dururken daha az çocuk yapıyor?Tüm dünyada kadınlar aydınlanma mı yaşadı, yoksa yedikleri bir şey mi onlara dokundu. Nüfusları eriyen ülkelere baktığımızda İngiltere'den Japonya'ya, Rusya'dan İran'a, Yunanistan'dan Kuzey Kore'ye, Nepal’den Finlandiya’ya kadar çok geniş bir yelpaze olduğunu görüyoruz. Hatta hala kadın başına 4-5 çocuk yapan Afrika ülkelerinde bile doğurganlık hızla azalıyor. Bu ülkelerde kadın başına çocuk sayısı, bundan 20-25 yıl önce 7-8 idi... Farklı toplumlar, farklı kültürler ama hep aynı sonuç: daha az bebek.
Bazı analistler ise bu konuda asıl suçlunun tüm dünyada yükselen küreselleşme olduğunu söylüyor. Hep birlikte kafa yapısı olarak moderleşiyoruz, sekülerleşiyoruz, maddeci hale geliyoruz. Aile kavramı erozyona uğruyor, şehirlileşiyoruz, tüm derdimiz daha çok kazanmak. Hep birlikte daha maddeci hale geliyoruz. Bir anlayış gezegenin her yerinde ilerliyor. Geleneklerimiz, kültürlerimiz farklı sansak da modernite hepimizi aynı noktalardan yakalıyor, ve bizi değiştiriyor. Nüfus azalması bunun görebildiğimiz yönlerinden biri. Modernite bizi şu an tam olarak anlayamadığımız daha başka yönlerden de yakalıyor. Bunların sonuçlarını belki çok sonraları anlayacağız.
Görünüşe göre dünya nüfusu 2080'lerde 10 milyar olacak ve oradan aşağı doğru tepetaklak düşecek... "10 milyar da çok" demeyin, çünkü bu toplam dünya nüfusu. 2080'de birçok ülke gündelik hayatını sürdüremeyecek kadar azalacak, yaşlanacak ve yalnızlaşacak. Yunanistan gibi, İsveç gibi, Güney Kore gibi birçok ülkede sokaklar boşalacak, çocuk parklarında salıncakları sadece rüzgar sallayacak. Okul bahçelerinden sessizlik ve kasvet yükselecek... Sadece yaşlı hastalıklarına bakan Geriatri hastaneleri çoğalacak.
2080'e doğru çalışma çağındaki insan sayısı azalırken bakıma muhtaç insan sayısında patlama yaşanacak. Nüfus azalmasından en çok ekonominin etkilenmesi bekleniyor... İktisadi ve kültürel dinamizm muazzam düzeylerde azalacak. İnovasyon için organik insan beyinlerine değil, Yapay Zekaya güvenmek zorunda kalacağpız. Makineleşen dünyada daha az insan sesi duyacağız. İktisat dünyası, çalışma hayatı, bankacılık, pazarlama, eğitim, kültürel faaliyetler ve daha birçok alan tanınamaz hale gelecek. Bildiğiniz herşeyi unutun, bilmediğimiz bir dünyaya girdik ve hiç de hoşgelmedik.
İyimserler kendilerini avutuyorlar ve diyorlar ki dünün yaş ölçütleri bugünküyle aynı değil... Bugün 70 yaşında olmak, 20 veya 30 yıl öncesiyle aynı değil... Örneğin, Birleşik Krallık'ta, 2017'de 70 yaşındaki kadınların genel sağlık durumu, 1981'de 60 yaşındakilerle hemen hemen aynıymış. Bunu neye göre ölçüyorlar tam belli değil ama 70 yaşındaki birinin bundan 40 yıl önceki 60 yaşındakiyle aynı saülık durumuna sahip olması onu 18 yaşına geri götürmüyor. 80 yaşındaki birinin 70 yaşındaki kadar sağlıklı olması pek güzel de hayatın eskisi gibi devamını sağlamıyor. Üstelik yaş ortalaması 100'e doğru gidiyor. 100 yaşındaki birinin kendisini 90 gibi hissetmesi hayatın kodlarının köten sarsıldığı gerçeğini değiştirmiyor.
Bir de fantazi yapanlar var, bilimde ve teknolojide hızlanan ilerlemeler sayesinde hastalıkların son bulacağını, hatta belki insan ömrünün 150 yıla çıkacağını söylüyorlar. Bilimin ortalama ömrü uzattığı açık. Ancak bilim insanları şu ana kadar gençleştiremedi, hatta insan ömrünü uzatamadı da. Örneğin ömrümüzü 150 yıla çıkaramadı. Sadece ortalama ömrü artıyor, o da hastalıklarla. Belli bir yaştan sonrası hastanelerde geçiyor.
İyimser senaryoya göre zamanla insanlar, ileri yaşlarda daha sağlıklı ve ekonomik olarak daha aktif hale gelecekler. Aslında son 25 yılda bu yönde bazı olumlu gelişmeler var ve bunun böyle devam edemeyeceğini düşünmek için hiçbir neden de yok. Fakat bunda da bir sınır olacağı açık. Bilgisayar becerilerinizi, bilişsel yeteneklerinizi 80 yaşında bile kısmen sürdürebilirsiniz ama 80 yaşındaki bir insanın beyin nöronları ve kasları ile 18 yaşındaki birinin beyin nöronları ve kasları aynı olmaz. Bu nedenle keşifler, icatlar daha çok genç yaşlarda ortaya çıkar. Gençler daha yenilikçidir, yaşlılar daha muhafazakardır.
Buna karşın iyimserler geleceğin dünyasında yeterince genç olacağını düşünüyorlar. evet nüfus çok yaşlanacak ama yine de her ülkede inovasyon yapacak kadar genç nüfus olacak ve azalan nüfusu makineler, yapay zeka ve henüz gelmemiş teknolojik harikalar kapatacak. şöyle örnek verelim, diyelim ki Türkiye'de genç nüfus % 10 azalacak diyelim, yine de olacaklar. Bu nüfus, ileri teknoloji ile geçmişten çok daha inovatif ve dinamik olabilecek. Oran sadece % 10 olursa belki böyle olabilir ama, gençlerin sayısı % 40 azalırsa veya çok daha fazla, o zaman da açık kapanabilecek mi?..
İyimserler bu konuda Güney Kore'yi örnek veriyorlar, "bak" diyorlar, "Güney Kore nüfus erimesinin zirvelerinde ama kültürel dinamizmi eksilmedi… Ekonomik faaliyetleri de yüksek… Hızla yaşlanan bir nüfusları var, ancak yine de dünya çapında müzik, film ve moda üretebiliyorlar, gençleri peşlerinden sürükleyebiliyorlar... Bu doğru, Güney Kore son yıllarda kültürel alanda bile yenilikçi ürünler çıkarıyor… Ama bunu yapanlar dünün insanları. Yarın ise bunlar da azalacak. Güney Kore’nin geleceği garanti altında mı?
Yaşlanan ve azalan nüfusun ilk vuracağı alan ekonomi demiştik. Emeklilerin sayısı artıyor ve emekliler çok daha uzun yaşıyorlar. Batı Avrupa'da 30 yıl çalışıp emekli olduktan sonra 30-40 yıl yaşayanlar var. Üstelik işgücü azaldığı için bu farkı karşılayacak bir kesim de kalmadı. Devletler iflasın eşiğinde. Borç batağının bir nedeni bu.
İkinci olarak, yaşlanan ülkelerde sağlık sistemi de çöküyor. Devletler sosyal bakıma muhtaç insan sayısındaki artış nedeniyle panikliyor. Yaşlılar bir ordu gibi çoğalıyor ve hastaneler onlarla dolu... 20'li yaşlarındaki bir genç ile 60 yaş üzeri kişilerin hastanede yatış süreleri arasındaki fark 8 misline çıkabiliyor. Yani söz konusu olan hastaneler ise bir yaşlı 8 gence bedel olabiliyor. Eğer sizin ülkenize hasta sayısı diyelim ki 20 yılda 2 misli arttı, bunun hastane yükü 16 misli oluyor.
Azalan, çeken nüfusla her alanda sorun yaşanacak. Kültürden siyasete kadar hiçbir alan bundan kurtulamayacak. Nüfus açığını göçle kapatmaya çalışan ülkelerde ırklar, kültürler değişecek. Bu başladı bile... Almanya, İsveç gibi ülkelerde yerli halk azalıyor, açık göçmenlerle doluyor ve bir süre sonra İsveç bildiğimiz İsveçlilerin olmayacak. Bu da siyasi gerilimlere, ırksal çatışmalara neden olabilir. aşırılıkta patlama yaşanabilir.
Bundan sadece 25 yıl sonra yeryüzündeki her 4 kişiden biri Afrikalı olacak. Daha çok Müslüman ve daha çok Arap olacak... Afganistan'ın nüfusu 2'ye katlanırken Avrupa'da bazı ülkelerin nüfusu orta boy bir şehrin nüfusuna düşecek.
Bu alan büyük oranda spekülatif. geleceği görmek mümkün değil. Ancak şurası kesin, gelecek nesiller bizim gibi yaşamayacaklar. Onları anlamakta zorlanacağız ve nesiller arasındaki açık hiç bu kadar geniş olmayacak. Gelecek nesiller o kadar farklı yaşayacaklar ki bunun benzerini insanlık tarihinin % 99,9'unda göremeyeceğiz. Belki de insan, insan olmaktan çıkacak.
Edebiyatçı L P Hartley demiş ki "Geçmiş yabancı bir ülkedir: orada işleri farklı yaparlar." Bu her zaman böyleydi belki, ama şu günlerde içinden geçtiğimiz şey bir zaman atlaması. Geçmişte bu hızlarda bir değişim hiç yaşanmadı... Bu nedenle sizlere tavsiyem sıkı tutunmanız.
Yorumlar
Yorum Gönder