Amerika Ötesi Dünyaya Hazırlık
Singapur Başbakanı Lawrence Wong, dünyanın genel gidişatı ile ilgili bir değerlendirme yaptı… Önemli olduğunu düşünüyorum. Devlet adamları, bazen ülkelerini, bazense küresel ahvali, tecrübe ve kişisel birikimleriyle değerlendirirler… Bunları çok önemserim. Wong'un tespitleri de çok önemli.
Wong diyor ki, "ABD liderliği hâlâ 'hayati önemde, ABD belirli görüşmelerin dışında kalmayı seçerse, dünyanın geri kalanı bir yol bulabilir ve ABD daha sonra buna tekrar katılabilir" ve Wong uyarıyor, “Amerika’nın yokluğu başkalarının ilerlemesini engellememeli”.
Wong, Amerika'nın katılmadığı G20 (Grup 20) zirvesinden dönüşte yaptı bu değerlendirmeleri.
Daha önce tekrarladık durduk, şu anki dünya düzenini 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ABD kurdu... Ancak sistem, zamanla çok değişti ve 2025 itibariyle ABD'nin dünya liderliği büyük riskler altında. Özellikle Trump Yönetimi, kendi kurdukları dünya düzeninin artık Amerika'ya hizmet etmediğini düşünüyor ve sistemin ABD'ye yüklediği sorumlulukları yerine getirmeyi reddediyor. Bu da çöküşü hızlandırıyor. Trump, en son G-20 Zirvesine katılmadı. Güya Güney Afrika Cumhuriyeti'ni protesto etti. Trump dün ise önümüzdeki yıl ABD'de yapılacak zirveye GAC'ni çağırmayacağını söyledi. GAC'nin suçu ne derseniz 1) İsrail'i Gazze Soykırımı nedeniyle dava etmek, 2) Trump'a göre beyazlara zulmetmek.
Bir ülkeyle her sorununuz olabilir ama onu G-20 Zirvesine çağırmıyorsanız, siz de gitmiyorsanız bu, sistemi temellerinden sallamak olur.
Singapur Başbakanı Lawrence Wong diyor ki "dünya her geçen gün çok kutuplu hale geliyor, ABD hala en büyük güç". Oysa ki 1990'larda ABD için "tek süper güç" deniyordu. "Süpergüç" kavramını artık duymuyoruz. Liderlik paylaşılmak zorunda. Amerika'ya küresel ve bölgesel ortaklar çıkıyor. Başbakan Wong diyor ki "singapur olarak bizim tercihimiz, Amerika'nın ileriye dönük yolu şekillendirmek için tüm bu tartışmalara faal olarak katılmasıdır. Fakat, eğer ABD bu sürece dahil olmazsa veya dahil olmamayı seçerse, bunun dünyanın geri kalanının ileriye yönelik bir yol bulmasını engellememesi gerekir. Eğer Amerika daha sonra konuşmaya ve tartışmaya katılmaya hazırsa, bunu istediği zaman yapabilir."
Bilhassa Trump'ın gelişiyle birlikte kafalar çok karıştı; çünkü Trump uluslararası kuruluşlara ve ittifak sistemlerine inanmıyor. Trump'ın sözde barış misyonuna rağmen, Amerika'nın küresel sistemde çıkan sorunları onarma çabaları iyiden iyiye azaldı. Onarmayı bırakın, Trump geldiğinden beri ticaret savaşları gibi yeni sorun kaynaklarına neden oldu.
Başbakan Wong, diyor ki "ekonomik ve ticari konulardaki görüşmelerde Amerika'nın katılımını istiyoruz, çünkü onların liderliğinin ve aktif katılımının hayati önemi var. Gelecek yıl, G20'ye ABD başkanlık edecek ve onların belirleyeceği gündemi sabırsızlıkla bekliyoruz".
Singapur, küçük bir şehir devleti olmasına rağmen küreselleşme ve küresel ticaret sayesinde zengin ve güçlü oldu. Başka bir deyişle küreselleşmeden ve Güneydoğu Asya'daki ekonomik kalkınmadan en çok yararlanan ülkelerin başında geliyor. Amerika'nın küreselleşme ve uluslararası kurumlara karşı tutumu Singapur gibi ülkeleri tedirgin ediyor.
G-20 dışında Singapur'un çok önemsediği bir diğer kurum da Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ). Bu örgüt de aslında bir ABD yapımı... Örgüt, 2. Dünya Savaşı sonrası dünyada ABD'ye çok hizmet etti, dünya ticaretini liberalleştirmeye, serbestleştirmeye çok çalıştı. Ne var ki Çin ve diğer küresel güney ülkelerinin yükselişi ve Batı'nın ticarette görece gerilemesi Washington'ın DTÖ, G-20 gibi örgütlere soğuk bakmasına, hatta onların altını oymasına yol açtı.
Singapur Başbakanı Wong, küresel sistemde ve kurumlarda reform yapılması gerektiğini kabul ediyor fakat bunun uzun bir süreç olacağını, ABD bu sürece katılmazsa reformun daha zor olacağını da söylüyor. Wong, "eğer Amerika şimdilik işin içinde değilse, gerçekçi olmamız gerektiğini düşünüyorum. Amerika olmasa da ülkeler vazgeçmemeli."
Wong, jeopolitik rekabetin artık "yeni normal" haline geldiğini, bunun da ülkeler arası işbirliğini zorlaştırdığını hatırlatarak "birbirimizle etkileşim kurmanın yollarını bulmak için, bir araya gelmek için daha fazla platforma ihtiyacımız var. Daha çok görüşmeliyiz. Ve bu bağlamda, G-20 çok önemli bir platform. Ben, bu yılki G20'nin muazzam bir başarı olduğunu düşünüyorum."
İşin doğrusu ABD gibi bir büyük gücün katılmadığı ve onaylamadığı uluslararası kurumların ömrü fazla uzun olmaz. Bunu geçmişten deneyimledik. 1. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Milletler Cemiyetine ABD katılmadı… O yıllarda dünyanın en büyük devletlerinden biri olan SSCB 1934'de katıldı ama 1939'da cemiyetten çıkarıldı. ABD ve SSCB'nin olmadığı bir Cemiyet ise uzun ömürlü ve etkili olamadı. Dünya Savaşının çıkmasını engelleyemedi. Pek çok analist, yeni Dünya Savaşının patlak vermesini Milletler Cemiyeti'nin başarısızlığına bağladı... Birleşmiş Milletler, 1945 yılında bu tecrübe üzerine kuruldu... O dönem dünyanın en güçlü devletleri ABD, SSCB, İngiltere, Fransa ve Çin sistemin hamisi olarak BMGK'nin 5 daimi üyesi oldu. Dolayısıyla ABD, bugün küresel sistemin karşısında yer alırsa o sistemde istikrarı korumak çok zordur.
ABD'nin en yakın rakibi hiç şüphesiz Çin. Amerika'nın kurduğu dünya düzeni, şu anda en çok Çin'e yarıyor. Küreselleşmenin yardımıyla yükselen Çin, günümüzde küreselleşmenin ve açık ticaretin en büyük savunucusu. Trump Yönetimi ise korumacı bir ticaret politikası izliyor, serbest ticarete sert engeller talep ediyor. Trump, Küreselleşmeyi ABD'nin kandırılması olarak görüyor, hatta Küreselleşmeci kelimesini hakaret olarak kullanıyor...
Özetle Çin ve ABD iki farklı kutupta. Politikaları birbirinin tam tersi yerlerde. Singapur gibi hem Çin'e hem de ABD'ye yakın devletler bu gelişmeleri endişe ile izliyor. Sadece Singapur değil, pek çok devlet, bir yandan Çin'le ticaretini sürdürmek istiyor, diğer yandan ABD ile ilişkilerini bozmamak istiyor. Trump ise Çin'le kavgasına herkesi dahil etme peşinde. Trump, bir yandan gümrük duvarlarını yükseltiyor, diğer taraftan zarar verdiği müttefiklerinden Çin'e karşı birlikte hareket etmelerini bekliyor. Bu yeni çağda ABD, liderliğini koruyacak, hatta daha ileri taşıyacak yöntemler bulmakta zorlanıyor. Bulabildikleri tek yöntem Çin'e çelme takmak… ABD, negatif mücadele yapıyor. Oysa ki Sovyetler Birliği’ni yendikleri Soğuk Savaş’ı pozitif mücadele ile kazanmışlardı… Başka bir deyişle rakiplerini engellemekten çok kendileri ileri giderek o yarışı kazanmışlardı. Belki de ilk defa olarak ABD kendisini çaresiz hissediyor ve bu hisle diğer ülkeleri açmazlara zorluyor… Gerçekten zor bir dönem.
İdeolojik yönünü bir yana bırakacak olursak, dünyanın iç içe geçmesi anlamında küreselleşme kaçınılmaz bir süreç. Eğer ABD bu süreci iyi yönetemezse geride kalır. Şu anda dünyanın önünde muazzam fırsatlar var. Bunların başında Afrika ve Hindistan geliyor. Hindistan, potansiyelinin çok altında. Hindistan'da kişi başına gelir nominal olarak 3 bin doların altında. Bu rakam Çin'in bugünkü rakamına ulaşsa Hindistan kısa sürede dünyanın en büyük 3., belki 2. ekonomisi olacak...
Afrika da benzeri bir durumda. Üstelik Afrika’da nüfus artışı diğer hiçbir kıtaya benzemiyor ve koca kıta büyük oranda bakir vaziyette. Afrika, hemen her alanda daha fazla üretime ve tüketime aç... Bu bağlamda Hindistan gibi, Afrika gibi fırsat coğrafyalarını yakalayan ülke kazanır. Buna Pakistan'ı, Bangladeş'i, Latin Amerika'yı ve bazı Güneydoğu Asya ülkelerini de eklemek mümkün. Yarının dünyası oldukça farklı olacak.
Bitirmeden önce, aslında ABD düşündüğü kadar kötü durumda değil. Küreselleşmenin lokomotif şirketleri hala Amerikan şirketleri: Apple, Google, Microsoft, Amazon, Tesla ve diğerleri. Amerika'nın başka sorunları var ama Trump gibi idareciler çözülmesi zor ama gerçek sorunlar yerine başka alanlarda etkisiz ama agresif hamleler yapıyor.
Özetleyecek olursak, hayat akıp gidiyor ve ona uymayanı kıyıya atıyor. Singapur Başbakanı Wong ne demişti, "eğer ABD bu sürecin parçası olmayacaksa dünyanın geri kalanı yoluna devam etmeli ve ABD de buna engel olmamalı."
Sedat Laçiner, Güncel Yazılar
30 Kasım 2025
Yorumlar
Yorum Gönder