Amerikasız Bir Dünya Düzeni
Sedat Laçiner
Amerika'nın dünya düzeni uygulama gücü hala var mı?
İran savaşı, Amerika'nın gerçek gücünü/güçsüzlüğünü anlamada önemli bir test oldu. ABD, bu savaşta hayati önem taşıyan füze savunma sistemleri stoklarını tüketirken, Amerikan müttefikleri Washington'ın çok cepheli çatışmalar yürütme kapasitesini giderek daha fazla sorguluyor.
Donald Trump, İran Savaşı'ndan hemen önce NATO, Grönland ve dünya düzeni hakkındaki tuhaf görüşleriyle Amerika'nın müttefiklerini Washington'ın niyetleri konusunda endişeleniyordu. Trump, bu haliyle isteksiz ve gönülsüz bir dünya lideri görüntüsü çiziyordu.
İran'a karşı sonuçsuz kalan savaş ise Amerika'nın sadece niyetlerini değil, sert gücünün sınırlarını da sorgulatıyor.
Dünyanın tek süper gücü, birkaç ay içinde silah stoklarının kritik düzeyde aşındığını ilan etti. Mevcut şartlar altında şu sorular Amerika'nın hem dostları hem de hasımları tarafından daha çok sorulur hale geldi:
ABD, istese de kendisini ve dostlarını koruyabilir mi?
ABD Ordusu, aynı anda birden fazla cephede savaşabilir mi?
Amerika'nın hala güçlü olduğuna şüphe yok: Ancak, stratejik belirsizlik, siyasi işlevsizlik, endüstriyel gerileme ve rakip güçlerin göreli güçlenmesi Amerika'nın bundan sonra Avrupa, Ortadoğu ve Asya'da belirleyici güç olamayacağını gösteriyor.
En azından şu ana kadarki performans bu yönde düşünceleri kuvvetlendiriyor.
Nasıl ki sanayide Çin gibi, Vietnam gibi, Japonya gibi vb ülkelerin üretimi sahasına daha güçlü şekilde girişi Amerikan sanayisini görece geriletmişse, askeri alanda da Amerikan Ordusu karşılaştırmalı olarak geriliyor.
Füze ve iha teknolojileri sayesinde İran gibi orta büyüklükte bir devlet dahi ABD gücüne kök söktürebiliyor.
Eğer durum buysa jeopolitik dengelerde tektonik depremler beklemek gerekir. Eğer Amerikalılar, Avrupa, Asya ve Ortadoğu'da belirleyici tek güç olma kapasitesini kaybettilerse tüm dünya kendisini buna göre konumlandırır.
Bu güç kaybı, Trump'tan önce de belki oradaydı. Ama Trump, bilerek ya da bilmeyerek, konuşmalarıyla ve İran'da olduğu gibi yanlışlarıyla, gerçekleri daha hızlı bir şekilde ortaya çıkardı. Trump, “kralın çıplak olduğunu gösteriyor.”
Görünen o ki, yarının dünyasını Amerikan hegemonyası olmadan düşünmek gerekecek…
Washington think tank dünyası ve Uluslararası İlişkiler uzmanları Amerika'nın İran Savaşı'nda tüm zayıf noktalarını gösterdiğini, bilhassa cephane yetersizliğinin kabul edilemez bir zaaf olduğunu belirterek, "Amerika'nın müttefikleri ve hasımları bundan sonra daha az Amerikan etkisine göre geleceği tasarlayacaklar" diyor...
Daha önce defalarca söyledik; güç, bir yönüyle algı meselesidir. Güç, karşıdan bakanın gözlerindedir ve bunun bir kısmı realiteyse önemli bir kısmı da algıdır...
Eğer başkaları sizi güçlü görüyorsa, gerçek gücünüzün ötesinde saygı ve itibar görürsünüz. Pek çok sorununuzu kuvvet kullanmadan çözebilirsiniz.
Diğer taraftan kurt kocayınca, tilkinin maskarası olur…
Uluslararası İlişkilerde büyük devletler, tam da bu nedenle zayıfladıklarını saklamak zorundadır. Amerika'nın talihsizliği, diplomasiden ve uluslararası dayanışmadan hiç anlamayan bir kişinin başkanlık makamına oturması oldu.
Açık sözlülükle patavatsızlığı karıştıran Trump, ABD'nın zayıflayan yönlerini örten NATO gibi ittifak sistemlerini ve BM gibi Amerikan çıkarlarını korumak için kurulmuş örgütleri etkisiz hale getirdi.
Bu ABD'yi çevreleyen duvarları birer birer yıktı.
Süper güç de olsanız güçlü müttefikleriniz olmalıdır. Trump, tehditleriyle müttefiklerini birer birer darılttı ve Amerika'nın niyeti sorgulanır hale geldi. İran Savaşı ise ABD'nin sadece niyetinin değil, gücünün de olmadığını düşündürttü.
Almanya Başbakanı Merz, "İran, Amerikan ulusunu utandırdı. Trump'ın savaşa girerken bir stratejisi yoktu. Savaştan çıkış planı da yok" derken haklıydı.
Amerika'nın en büyük zayıflığı askeri gücü değil, siyasi karar alma kabiliyetlerini kaybediyor oluşu.
1990'lı yılların Amerikası olsaydı İran'la savaşa böyle girmezdi.
Trump, 28 Şubat günü Netanyahu ile birlikte İran'a saldırırken ne Avrupalı müttefiklerine danıştı, ne bölgesel dostlarıyla istişare etti, ne de Japonya ve Kanada gibi küresel müttefiklerine bilgi verdi.
Fakat, başı sıkışan Trump, Hürmüz Boğazı'nı açmak için Avrupalı ve Asyalı partnerlerine "yardıma gelin" diye emirler yağdırmaya başladı.
Bazıları bunu anlamasa da Trump'ın bu davranışları Amerika'nın siyasi gücünün ne kadar zayıfladığını gösterir.
Nitekim Trump, Basra Körfezi'ne asker ve gemi göndermeyen Güney Kore'yi tatbikat sayısını azaltarak cezalandırmaya kalktı.
Amerika lehine hiçbir sonuç üretmeyecek, aksine Doğu Asya'da Çin'i cesaretlendirecek bir davranış.
O da yetmedi, Trump Yönetimi Kuzey Kore diktatörü Kim Jong Un'u "tehdit edici olmayan ve saygılı biri" olarak tanımladı.
Oysa ki Kuzey Kore birkaç yıldır Ukrayna’ya karşı Rusya’ya milyonlarca top mermisi ve çok sayıda balistik füze gönderdi.
12 bin Kuzey Kore askeri Avrupa’da Rus askerleriyle omuz omuza savaştı.
Pyongyang’ın bugünlerde Avrupa’ya onbinlerce yeni asker göndermeye hazırlandığı söyleniyor…
İşte bu ortamda Trump, Kuzey Kore lideri için “tehdit edici olmayan ve saygılı biri" diyebiliyor…
Trump, Sonbahar'da Kim Jongun'la da yüz yüze görüşecek.
Bunlar sadece Seul'ün değil, Avrupalı müttefiklerin de yüzüne inen tokat gibi…
Demek ki Amerika için tehdit ve tehlike ile Avrupa ve Asyalı müttefikler için tehdit ve tehlike aynı anlama gelmiyor... Demek ki yollar, sert bir şekilde ayrılıyor. Herkes Amerikasız bir dünyaya hazır olmak zorunda…
Donald Trump, daha önce de en yakın müttefiki İngiltere'nin Falkland Adalarını Arjantin'e vermek istediğini ima etmişti...
Trump'ın NATO üyesi İspanya'ya hakaretleri de hala akıllarda.
Amerikan Başkanı, Danimarka'dan ise Grönland'ı koparmaya çalışıyor.
Tabiri caizse Washington şu sıralar, kendi tabanını oymakla meşgul.
Trump, Asyalı müttefiklerini de şoke etmeye devam ediyor; Pekin'i ziyaretinden sonra Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah satışını dondurdu.
Trump, aylardır Çin'i mutlu etmenin derdinde... Pekin ziyareti esnasında Çinli lider Şi Jinping, Tayvan için Amerika ile savaşabileceklerini Trump'ın yüzüne söyleme cesaretini bulmuştu.
Süper güç, zayıflamaya başlayınca herkes bu cesareti bulmaya başlar...
Sahaya baktığımızda ise Amerika; Güney Kore, Japonya ve denizde konuşlu pek çok silahı, bölgedeki tek uçak gemisini ve gemiyi Ortadoğu'ya kaydırmak zorunda kaldı.
Pekin şunu görüyor; Amerika aynı anda hem Ortadoğu'da hem de Doğu Asya'da çatışmaya giremez, girerse ikisinde de yenilir.
Koreliler, Japonlar ve Tayvanlılar artık ABD'ye daha az güveniyor. Aynı şekilde, Rusya saldırırsa Amerika'nın yardıma yetişeceğini düşünen Avrupalı sayısı yok gibi bir şey…
Amerika'nın sadece konvansiyonel koruması değil, nükleer koruma şemsiyesi de fiilen kalkmış durumda. Trump, Avrupa için bir tek nükleer füze kaldırmaz.
Buna rağmen Avrupa'da herkes Trump'ı pohpohlamaya, onu sistem içinde tutmaya çalışıyor. Bu bir zaman kazanma çabası.
Diğer taraftan Avrupa, Amerikasız savunmaya hazırlanıyor…
Örneğin Almanya, geleneksel silahlara muazzam yatırım yaparken nükleer güce sahip olmanın da yollarını arıyor. Aynısı Güney Kore ve Japonya için de geçerli...
Asıl korku ise Trump'ın Rusya'yı, Çin'i ve Kuzey Kore'yi cesaretlendiriyor oluşu... Trump, bir yandan müttefiklerini küstürüyor, diğer taraftan olası bir savaşta ortaklarının yardımına koşmayacağını belli ediyor.
En önemlisi Amerika, İran Savaşı'nda fena halde aşağılandı ve istese de müttefiklerine yardım edemeyeceğinin güçlü işaretlerini verdi...
ABD istese de pek çok şeyi yapamaz…
İran Savaşı'nda gördük, bazı hayati kategorilerde silah ve mühimmat stokları tehlikeli derecede azaldı ve yenilenmesinin uzun yıllar alacağı hesaplanıyor…
Patriots ve THAADS'ların karşı füze stokları yarıdan fazla azaldı.
Bir kaynağa göre Patriot füzelerinin üçte ikisi tükenmiş durumda…
Tomahawk ve JASSM uzun menzilli füzelerinin ise üçte biri tükendi.
Patriot PAC-3 MSE füzelerinin üretici firması Lockheed Martin üretimin geçen yıla göre % 20 artırıldığını söylüyor ama Amerika’nın ihtiyacı olan artış % 20 değil, belki % 1000 civarında…
Bu durum, İran'ın ötesinde etkiler doğuruyor… Patriot karşı füzelerindeki kıtlık Batı dünyasının aşil topuğunu ortaya çıkarıyor… Batı, elinde balistik füzeleri olan ülkelere karşı çaresiz…
Birkaç ayda İran karşısında mühimmatı bu seviyelere düşen bir ABD, Rusya, Çin ve Kuzey Kore'nin aynı anda saldırdığı bir savaşta perişan olur…
Hatta Amerika'nın Tayvan'ın ani işgaline cevap bile veremeyeceği düşünülüyor...
Dış İlişkiler Konseyi raporları da bunu doğruluyor ve diyor ki "Amerikan silah cephaneliği tükendi ve artık Tayvan'a yönelik bir Çin saldırısını caydırma kapasitesine sahip değil.”
Şu anda Amerika'nın 2 seçeneği var; ya küresel liderlik iddiasından vazgeçecek ve hakim olduğu bölgelerden çekilecek ya da silah ve mühimmat üretimini hızla savaş durumuna çekecek…
Donald Trump, Patriot gibi füzeleri üreten firmalara daha hızlı üretim talimatı verdi.
Savunma bütçesini % 50 artırma planları da var.
Ama dönüşüm, zaman alacak… Belki de olası bir büyük çarpışmaya yetişmeyecek.
Bu hesaplamalar Pentagon baş sözcüsü Sean Parnell'a da soruldu.
Parnell, "ABD'nin mühimmat sıkıntısı çektiği iddiaları asılsızdır" dedi ve ekledi: "Amerika'nın ordusu dünyadaki en güçlü savaş gücü olmaya devam ediyor. Başkanın seçeceği yer ve zamanda saldırmak için gereken her şeye sahibiz."
Pentagon'dan daha farklı bir açıklama beklenemez, ancak Amerikan Ordusunun mühimmat açığı yaşadığı da, inkar edilemez bir gerçek...
Pentagon baş sözcüsü, Amerika'nın dünyadaki en güçlü savaş gücü olmaya devam ettiğini iddia ediyor ki bence de durum böyledir.
Hala Amerika'dan daha güçlü bir ülke yok... Fakat, bir ülkenin güçlü olması ile küresel düzeni koruyup kollayacak güçte olması ayrı bir şeydir.
Zaten ABD Başkanı Trump da eski Amerika'nın kurduğu düzeni ve kurumları yaşatmaya kararlı olduğunu söylemiyor.
Tam tersine o düzeni yıkmak istiyor gibi davranıyor.
Şu anda bir geçiş döneminde olduğumuz anlaşılıyor... Amerikan gücü zayıflıyor ve ABD küresel liderliğin sorumluluklarından adım adım geri çekiliyor…
Buna karşın, küresel liderliği devralmak ve yeni bir dünya düzeni kurmak için henüz bir rakip ortaya çıkmış değil.
Çin, hızla yükselse de Amerikan gücüne ulaşabilmiş değil. Daha önemlisi, Pekin, Amerika gibi bir küresel liderlik istemiyor. Çin, gücün tadını sürmek istiyor ama liderliğin sorumluluklarından kaçıyor.
Bu geçiş döneminde, en büyük tehlike Avrupa'da ve Ortadoğu'da görülüyor. Avrupa devletleri, her geçen gün Putin'in savaşı Ukrayna'nın ötesine taşıma ihtimalinden daha fazla endişe duyuyor.
Kuzey Kore'nin Avrupa topraklarında silahlarıyla ve askeriyle savaşması bir diğer endişe kaynağı. Avrupa, bu soruna tek başına çare bulmak zorunda.
Aynı şekilde, Trump, zaten büyük sorunları olan Ortadoğu'yu tam bir kaosa halinde bıraktı ve işler daha kötüye gidiyor.
İran Savaşı, Ukrayna Savaşı'yla birleşebilir. İsrail'in düşüncesiz ve kışkırtıcı saldırıları durumu daha da berbat edebilir.
Bu durum ise başta petrol olmak üzere kritik hammadde piyasalarında sarsıntıya ve küresel ekonomilerde çöküşlere neden olabilir.
Dahası, Ortadoğu'dan yükselen alevler bölge dışına da taşabilir.
Doğu Asya'da da gerilim var ama henüz Avrupa ve OD'daki kadar değil. Japonya ve G. Kore olası Çin saldırısı için hazırlanıyor, hızla silahlanıyor. Ama çatışma çok yakın durmuyor.
Çin ise bir yandan silahlanıyor, diğer taraftan Rusya ve K. Kore ile askeri işbirliğini artırıyor.
Tüm bunlara ek olarak Pekin Yönetimi etrafındaki denizleri yarmaya, önüne çekilen ada zincirlerini parçalamaya gayret ediyor.
Bu çabalar şimdilik soğuk savaş türünden olsa da kuzeyde Tayvan ve etrafında beklenen çatışma daha güneyde, Filipinler veya başka bir ülkeyle de patlak verebilir.
Çin, Tayvan konusunda sabırlı ve şu anda iç sorunlarına odaklanmış durumda.
Pekin, Amerikan gücünün düşüşünü keyifle izliyor ama bu düşüşün birçok noktada kaosa ve bölgesel çatışmalara yol açabileceğinin de farkında.
Geleceğin savaşlarına füzeler yön verecek gibi duruyor. Otokratik rejimlerin bir kısmı halen devam eden savaşlar nedeniyle ekonomilerini savaş durumuna getirmiş durumda. Rusya ve İran böyle... Kuzey Kore ise zaten uzun yıllardır savaş ekonomisi şartlarında hayatını sürdürüyor.
Herhangi bir savaşta olmamasına rağmen dünyanın en hızlı silahlanan ülkelerinin başında ise Çin geliyor...
Buna karşın Avrupa ve Amerika, Soğuk Savaş'ın bitimiyle birlikte tehditlerin ortadan kalktığını, küresel liderlik için rakip kalmadığını düşünmeye başladı. ABD için kullanılan "tek süper güç" yakıştırması bu anlayışın sonucudur. Ekonomik alandaki üstünlük askeri ve siyasi alanda da sürüyor varsayıldı.
Amerikan savunma sanayi firmaları çok pahalı ve çok etkili füzeler ve silahlar üretirken İran'ın, Kuzey Kore'nin, Rusya'nın ve Çin'in düşük bütçeli füze ve iha programları dikkatleri üzerine çekmedi...
Ukrayna Savaşı Batı'nın acı gerçeğe uyanmasına neden oldu... Tüm Batı ve ABD müttefikleri kafa kafaya verdiği halde Ukrayna'nın ihtiyaç duyduğu top mermilerini üretmediler. Kuzey Kore tek başında tüm Avrupa'nın ürettiği top mermilerinden daha fazlasını üretti ve Rusya'ya teslim etti...
Aynı şekilde İran'ın ve Rusya'nın ürettiği iha'ları Avrupa ülkeleri hep birlikte üretemediler. İha üretiminde açığı daha yeni yeni kapatıyorlar.
Balistik füze ve hava savunma sistemlerindeki durum da farklı değil. Washington, Ukrayna için Patriot füzesi tedarikini kesti. Şu günlerde Ukrayna hava sahası Rus balistik füzeleri için savunmasız hale geldi…
Ukrayna Savaşı'ndan sonraki uyandırma gelişmesi, kısa süreli Hindistan-Pakistan Savaşı oldu…
Fransız savaş uçaklarına güvenen Hindistan, Pakistan'a saldırısının bedelini 5 savaş uçağı kaybederek ödedi. Pakistan, bu savaşta Çin yapımı savaş uçakları ve diğer silahlarıyla üstünlük sağladı. Çin, Pakistan üzerinden ne kadar etkili silahlar üretebildiğini dünya aleme gösterdi.
Asıl uyandırma zili ise şu ana kadar detaylı şekilde açıkladığımız İran Savaşı oldu. Amerika'nın en etkili uçak ve füzeleri İran'ın bir şekilde temin ettiği silahlar karşısında yetersiz ve çaresiz kaldı...
Batı, hala karı öne alan piyasa koşullarında ve barış zamanı kurallarına göre yaşıyor.
Değişen milli güvenlik ihtiyaçlarına henüz adapte olabilmiş değiller.
Çin, Rusya ve Kuzey Kore gibi otokratik ülkeler ya savaştalar ya da savaşta olduklarını varsayıyorlar ve ekonomileri ona göre yapılanıyor. Buna karşın Batı dünyası hala Soğuk Savaş sonrasının konforundan sıyrılabilmiş değil.
Pek çok Batılı uzmana göre ortada bir varoluşsal sorun var ama Batılılar uyurgezer bir halde yollarına devam ediyor.
CSIS'in tahminlerine göre, ABD'nin cephaneliğinde şu anda sadece 800 Patriot füzesi kaldı. Bazı kaynaklar bu rakamı daha da düşük gösteriyor... 800 füze normal şartlarda Ukrayna'nın ihtiyaçlarına bile yetmez.
Bu füzelerin hepsini Ukrayna'ya verin, Ukrayna 1 yıl içinde 800'ünü de bitirir.
Lockheed Martin firması, geçen yıl Pentagon'a 620 adet PAC-3 MSE önleyici füzelerinden teslim ettiğini açıkladı; bu, bir önceki yıla göre % 20'den fazla bir artış. Ama 1 yılda sadece 620 füze Amerika'nın askeri sınırlarını çiziyor.
Amerikan Ordusu, İran Savaşı'nda bu füzelerden 1400 tane kullandı.
Yani İran Savaşı'nda yakılan PAC-3 füzesi sayısı fabrikanın 1 yılda üretebildiği füze sayısının 2 mislinden fazla... Savaş biraz daha sürse Pentagon'un depolarında füze kalmayacak.
Sınırları bu kadar daralmış bir Amerika'nın Çin'le veya Rusya ile savaşması ne kadar mümkün? Amerikan şirketlerinin üretimlerini % 20 artırabildiği bir ortamda Rusya, Çin veya İran füze ve iha üretimlerini geometrik artırabiliyor.
Rusya, tahminlere göre yılda 1000’den fazla balistik ve yine aynı sayılarda seyir füzesi üretebiliyor. Bu rakamın yakın bir zamanda 2000’e çıkması bekleniyor…
Otokratik ülkelerin balistik füze üretimi Batı’nın toplam üretim kapasitesinin birkaç misli.
Hesaplamayı daha da dramatik hale getiren şey, bir balistik füzeyi düşürmek için genellikle iki, hatta üç önleyici füzeye ihtiyaç duyulması…
Başka bir tabirle, İran’ın attığı her bir balistik füze Amerikan stoklarında birkaç Patriot füzesini etkisiz hale getiriyor…
İşte bu yüzden Trump, İran Savaşı'nda donup kaldı.
Savaş aynı hızda devam etseydi elinde hiç Patriot füzesi kalmayacaktı, bu da Amerikan üslerinin ve İsrail'in savunmasız hale gelmesi anlamına gelecekti.
Aynı şekilde, hava savunma sistemlerinde mühimmat kritik seviyelere inen Arap ülkeleri de Trump'a baskı yaptılar ve savaşı yavaşlattılar.
Teknolojik değişim, balistik füzeleri Uİ'nin en kuvvetli araçlarından biri haline getirdi. Tehdit havadan geliyor ve havada durdurulmak zorunda.
Bir önceki nesil balistik füzeler, o kadar maliyetli ve o kadar isabetsizdi ki, o füzeler çoğunlukla nükleer bağlamda faydalı sayılıyordu.
Çünkü nükleer bir silahın neden olduğu kitlesel yıkım nedeniyle hedeften yüzlerce metre öteye sapmasının fazlaca bir önemi yoktu.
Ayrıca ABD ve SSCB arasındaki anlaşma gereği, iki süper güç arasındaki dengeyi korumak için anti balistik füze savunma yetenekleri hukuk tarafından sınırlanmıştı.
Ancak 2000'li yıllarda İran gibi orta büyüklükte güçler bile hassas balistik füze yetenekleri geliştirmeyi başardılar... Üstelik bunlar süpersonik veya hipersonik hızlara ulaşabiliyorlar...
İran'ın Körfez ülkelerine, Ürdün'e ve İsraiL'e fırlattığı balistik füzeleri incelediğimizde neredeyse nokta atışıyla hedefleri vurmayı başardığını ve hava savunma sistemlerini aştığını görebiliyoruz.
İran, hava kuvvetleri neredeyse yok edilmiş olmasına rağmen sadece füzelerle ve iha'larla etkili bir savaş yürütmeyi başardı.
Bunun anlamı şu; gelecekte Mısır, Fas, Pakistan, Azerbaycan, Vietnam, Brezilya, Türkiye gibi ülkeler uzun menzilli balistik füzelere sahip olmaları halinde büyük güçlerin canını yakabilir.
Orta büyükteki ülkeler, hatta kimi küçük ülkeler dahi isabet gücü yüksek füzeler ve etkili hava savunma sistemleriyle savaşların yeni üstadları olabilir.
Rusya, bu yeni duruma Ukrayna Savaşı sayesinde adapte oluyor. Hatta Rusya birkaç yıldır kıtalararası balistik füze ve füze savunması üzerine çalışıyor...
Amerika ise tüm finansal ve endüstriyel gücüne ve inovatif endüstrisine rağmen, yapısal olarak buna ayak uyduramıyor.
Balistik füze savunması, bundan sonra uluslararası güvenliğin en önemli unsuru olacak.
Aslına bakarsak balistik füze ve savunma sistemlerinde en şanslı ekosisteme sahip ülke Amerika…
Dünyanın en iyi üniversiteleri ve en gelişmiş çipleriyle Amerikan sanayisi hiç kimsenin yarışamayacağı füzeleri ve füze savunma sistemlerini üretebilir.
Fakat bu geçiş hem çok büyük yatırım gerektiriyor hem de mentalite değişimi. Ayrıca en gelişmiş füzeyi yapmak da yetmiyor; o füzelerden çok sayıda ve düşük maliyetli üretmelisiniz.
Pentagon geçen ay Lockheed Martin ile 59 milyar dolarlık bir anlaşma duyurdu... Bu anlaşma sayesinde Patriot PAC-3 füze üretimini 4 yılda 3 katına çıkarmayı umuyorlar. Yani yılda 2000 füze üretimine çıkmak istiyorlar.
Pentagon ayrıca, Lockheed Martin şirketine Thaad önleyici füze üretimini dört katına çıkarması için 35 milyar dolarlık yedi yıllık bir sözleşme verdi. Fakat ortada henüz ödeme yok...
Zaten sorun da bu. Kuzey Kore'de, Çin'de, İran'da veya Rusya'da karar alma ve uygulama sorunu yok... Devlet emir veriyor, firmalar eli mecbur kararı uyguluyor: Karar mantıksız da olsa başka şansları yok.
Kuzey Kore'de mesela, aç ve fakir işçiler, dünyanın en öldürücü füzelerini gıklarını bile çıkarmadan üretiyor. Amerika'da ise sistem böyle çalışmıyor.
Bazı analistlere göre Ukrayna Savaşı ve İran Savaşı Batı'nın yeni gerçeklere uyanması için iyi oldu. Özellikle İran Savaşı'nın Amerika'nın zayıf yönlerini çarpıcı şekilde ortaya çıkardığını söylüyorlar.
Yani Amerika'nın zayıf yönlerini sadece hasımları ve müttefikleri değil, Amerika'nın kendisinin de yeni fark ettiğini iddia ediyorlar. Prof. Dr. Sedat Laçiner, Güncel Yazılar, 23 Ağustos 2026 Yazarın bu konuda en son videosu için lütfen tıklayınız: "Amerikasız Bir Dünya: Hegemonya Çöküyor", 23 Ağustos 2026 Sedat Laçiner'in Tüm Videolarına Bir Tıkta Ulaşmak İçin Lütfen Bağlatıyı Tıklayınız

.jpg)
Yorumlar
Yorum Gönder